BEKLENTİLER

İkili ilişkiler içerisinde mutlu mesut huzurlu yaşamımızı sürdürebilirlik için, kendimizi inandırdığımız daha doğrusu karşımızdakilerden bizim istediğimiz davranış şekillerini görme çabasıdır BEKLENTİ. 

Beklentili olduğumuz zamanlarda aklımızda bizim hayal ettiğimiz şablonlarımız vardır ya, ve biz bu doğrultuda karşımızdakileri bir tanımlama kalıbına sokmaya çalışırız. Bu da yetmez, kendi özümüze, kendi aklımızdaki gerçeklere veya hayal dünyamıza göre, isteklerimiz doğrultusunda beklentilerimiz için karşımızdaki kişiyi veya kişileri de gereksizce yargılıyoruz. Kalıplar biçtiğimiz, ölçütler koyduğumuz, kendimizce düşünce çizgi ve sınırlarımız ile çevremizden istediğimiz davranışlar olsun diye bekliyoruz, bekliyoruz ,bekliyoruz. “O niye nasıl böyle yapar”, düşüncesi ile kalıplarımızı daraltıp kendimizi üzüp, beklenti ile mutluluğumuzu huzurumuzu kısıtlıyoruz. Aynen işin doğrusu bu. 

Bir düşünelim bakalım, ilişkilerimizde karşımızdaki, çevremizdeki, ailemizdeki insanları her haliyle kabul ediyor muyuz?  

Genelde yakın ilişki içindeki partnerlerin de karşısındaki kişiye, kadın veya erkek genellemeden kendi içsel arzu düşünce kalıpları çerçevesi içinde davranışlarına onay veriyor. O halde biz niçin severiz ya da başkalarını hayatımıza sokarız ? Kendimizce doğru bildiğimiz, düşündüğümüz, koyduğumuz kurallarımız içinde, olmasının gerekli olduğunda ısrarcı olduğumuz BEKLENTİLERİMİZ için karşımızdaki kişileri konu mankeni olarak kullanmak için mi? 

 Oysa, insanları, kendi orijinal yapıları içinde, kendimizce düzeltelim diye uğraşmadan tüm yalınlığı ile gerçekleri yaşayalım. Bu sorun çok önemli! Deneyimleyin ikili ilişkilerde beklentilerinizi, olmalı dediklerimizi bıraktığımız zaman, herkes daha çok kendisi oluyor. Herkes daha çok kendi gerçeğiyle buluşup, doğal halinde yaşamalı. Bakın o kişilerin bu yalın hallerinin ne kadarına tolerans gösterebiliyorsunuz. Tamam mı devam mı ilişkilerinizi tekrar gözden geçirin o zaman. 

 Sevgi adlı sözleri ile ödüller aldığım şiirimdeki belirttiğim satırlardaki duygularım gibi, şimdi de değinmek istiyorum SEVGİ her zaman tanımlamayı gerektirmez. İçimizde var olan sevgiyi sunmak, dışarıçıkartmak için karşımızdaki her kimse onu mutlaka anlayacak değiliz Özgür bir akış içinde sevgi ortaya çıkıyor yaşıyor yaşanılıyorsa, akışın önüne kalıp, set koymak aşırı beklentilere girmek gerekmez. Ortak noktalarda buluşmak, hayatın akışındaki oluşumlarda güzel bir paylaşım, farkındalıklar, ayrıcalıklar sevgi ile gereken tolerans birbirini anlayarak karşılıklı yapılan fedakarlıktır. Öz olarak bizler hayatın bizzat kendisiyiz. 

Bu yüzden, pek çok sorunun yaşanmasına sebep olan beklentinizi düşük tutun, “İlişkilerde beklentinin yüksek tutulması daha çok mutsuzluğa yol açacaktır”  Önerimin temelinde sunduğum motivasyonlar ile “hayal kırıklığını önleyin!” 

İkili ilişkilerde Mükemmel değil, yeterli ilişki ile yetinmeli. 

Mutlu,güçlü,daimi, kaliteli, saygın ilişki yeterlidir.Hem fikir olabilmek,ortak pencereden bakabilmek bu evlat,eş,komşuluk,arkadaşlık ilişkileri için de aynıdır. Olması gereken birbirini anlama sistemi oluşturabilmek. Beğenilerinizi belirtin,takdirlerinizi,iltifatlarınızı yapın bunlardaki cömertlik karşı tarafın öz güvenini arttırır. Çok da isterseniz ben senden şu davranışı görürsem daha çok mutlu olacağım deyin.Kopuk bir geleceğe sürüklenmeyin.İyi bir diyaloğ ilişkinize torpil sağlar. 

 İlişkilerinizde, koktuğunuz olası senaryoları değil, hayal ettiğiniz güzellikleri yaşayın.
Mutlu ilişkiler dilerim…
 

Yazarın Diğer Yazıları

KADIN GÖZÜ İLE YOL GÜVENLİĞİ

Kazasız Covit-19 suz günler diliyerek yazıma başlamak istiyorum.    Başlığım kadın gözü ile yol güvenliği ancak güvenliğin kadını erkeği diye ayrımının yapılmasını doğru bulmuyorum. Ben(15 yaşında yaş büyütüp) 43 yıllık Ehliyetli her daim trafikte olan bayan ve hiç kazası olmamış şöför olarak bu Pencereden bakarak değerlendireceğim.Tek seferde 1800 km lik yolları tek başıma Benzinliklerde mola vererek ertesi günü 800 km lik yolu tamamlayan usta sürücü bendenizin öğütlerine kulak veriniz efendim.    Şehirler gelişirken nüfüs artarken trafikteki araç sayısı da her gün her saat sürekli artmakta.  Günlük,Türkiyede piyasaya çıkan araç sayısı 4 bin 9 olmuş durumda. TÜİK’in İstatik açıklamalarına göre Ocak ayındaki rakam (bu gün yıl bitmek üzere sayılar daha da katlanmış durumdadır şu an) Türkiye'deki araç sayısı 18 milyonun üzerine çıkarak 18 milyon 52 bin 195'e yükselmiş.     Yol güvenliği, trafik resmi kurumların da devamlı çözümler aradığı, sürücü davranışı, araçların teknik gözetimleri  mobilite( hareketlilik alışkanlık bir durumdan başka duruma geçiş)  gibi denetimlerin olması gerekir.    Araca binmeden lastikleri kontrol etmek,biner binmez ilk iş olarak Emniyet Kemerini  takmak. (Emniyet Kemeri kullanımı araç içi ölümleri,ağır yaralanmaları % 60-65 azaltmakta olduğu tesbit edilmiş)    Yasal Kurallara uymak.Dönüşlerde yayalara yol vermek,yaya geçitlerinde yavaşlamak,diğer araçlar ile sağdan soldan önden araya mesafe koymak,trafik tabelalarına dikkat etmek özellikle tek yönlü yollarda maksimum dikkatli olmak.Alkollü araç kullanmamak ( Alkollü araç kullanmak pek çok sayıda kazaya yol açabilir)   Alkol alımı kandaki oksijeni azaltıp yeterince oksijen alamayan beyin fonksiyonlarını kaybetmeye başlar. Alkollü sürücü kendini kontrol edemeyip kendi kullandığı ve diğer araçların da kazalarına yol açabilir ve trafik kazaları yoğunlaşır. Kornayı gereksiz yere çalmamak,hız sınırlarına uymak, aşmamak,hatalı sollamalar yapmamak,şeritlere dikkat etmek,zigzaglar yapmamak. Makas atma tabiri olan o felaket Maganda sürüşü hiç uygulamamak.Trafik Sigortasısız Trafiğe çıkmamak, Araçların Periyodik teknik denetimlerini sürekli yaptırmak. Kargoların ve tehlikeli maddelerin taşınmasının Resmi kurumlarca düzenli denetlenmeli. Arızalı araçlar trafikten men edilmeli. Hurdaya ayrılan atık araçların tekrar trafiğe çıkması engellenmeli kontrol edilmeli.      Trafik kazalarının, trafik sıkışıklığının azalması için güvenli teknikler araştırılmalı. Araç emisyonlarının sonucları da göz  önüne alınarak hava kirliliği kontrolleri de yapılabilir. Genel ve Bayram tatillerinde olan can kayıplı kazaların nedenleri yorgunluk mu? Yoğunluk mu ? Çözümler araştırılmalıdır.    Yolların yapısı da son derece önemli çukurdan kaçmaya çalışmak olası kazaları da beraberinde getirir. Veya çukura düşüp aracın aks rot başları,mili zarar görebilir,fren balata aşınması, jant eğrilmesi lastiklerde delinme yarılma olabilir,Karter kapağı hasarı vs takla bile atabilir virajda ise.  Çarpışma çeşitlerine göre de çözümler üretilmelidir.   Kafa kafaya çarpışma -Hayvan ile çarpışma - -Park halindeki araç ile çarpışma - Bisiklet ile çarpışma Yaya ile çarpışma - Kaza geçişi veya kavşak çarpışması - Kaza ile karşılaşma ya da -Diğer tek araç kazası -Çarpışmayı geçme - Çarpışmanın sonlanması - Yoldan çıkmak, devrilmek ya da tek araç kazası - Dönemeç kazası gibi.    Çocukları çocuk koltuğuna oturtmak gerekli. Araç kullanırken Cep telefonu ile konuşmak mesajlaşmak son derece trafik için tehlike.  Yorgun araç kullanmak da keza öyle uyuşturucu etkisinde gibi direksiyonda gitmek doğru değil. Mola vermek şart.    Motorsiklet ve Bisiklet kullanırken Kask takmak olası bir kazada kafayı koruyacaktır.  Diğer sürücülere saygı ise her daim trafikte gerekli.    Ayrıca son olarak değinmeden geçemiyeceğim, özellikle gece şehirlerarası yolculuğunda Tır Kamyon Otobüs gibi büyük araçlar sanki bir ateş topu gibi güçlendirilmiş Farlar Ledler Spot ışıklar Tepe ışıklar uzunları yakıp geliyorlar selektör ile ikaz ettiğinizde 3-5 kat daha fazla karşılık verip yakıp kör ediyorlar resmen.Bunlar muayeneden nasıl geçer anlamış değilim.Yollarda bunların denetimleri daha sıkı yapılmalı bence.    Ve çok yeni gayet sevindirici bir haber 1 Ocak 2020 itibari ile Ticari Araç Sürücüleri için Psikoteknik Test Raporu zorunlu hale geldi. Olmayan Sürücü 1180 Tl ceza ödiyecek.Sürücülerin Refleks,Algı,karar verme kabiliyetini ölçerek riskli sürücüleri tesbit etmek için yapılan Psikoloğlar eşliğinde 1.5 saatlık Dikkat,Muhakame,koordinasyonseçici dikkat,hız mesafe tahmin,çarpışma tahmin,görsel görüş,tepki hızı, trafiğe ilşkin görüş testi olmak üzere 12 test ile Riskli Sürücülerin trafikten uzaklaştırma belgesi harika bir uygulama. Şu anda Türkiyede 850 adet Psikoteknik Merkezleri bulunmakta.    Hadi hayırlısı bakalım. Keşke sadece ticari Araç sürücülerine değil tüm sürücüler için bu test Raporları Araç Muayeneleri sırasında istense. Toplumun yarısı görülür görülmez Psikolojik Sorunları olup araca binince Direksiyona eli değer değmez Canavarlaşmakta. Çevremde böyle gözlemlediğim 8-10 kişi var sanki bayanlarda çoğunluk gibi Direksiyon Koltuğuna oturunca o kibar hanımlar gidiyor Argo ,Küfür el kol hareketleri karşıdan gelen sürücüye cam açıp bağırmak oysa hiç anlamsız gereksiz önünden düzgünce giden sürücüye bile Mal,İnek gitsene hadi gibi laflar çıldırıyorum bunları görünce.   Test şart azizim şart. Güvenli yolculuklar diliyorum.   

DEPREMİN GERÇEĞİ

Türkiye, DEPREM ÜLKESİDİR bunu hiç unutmamak gerekir.    Ülkemizin topraklarının yüzde 98’i aktif ve farklı deprem kuşakları üzerinde yer almakta. 1999 yılındaki 17 Ağustos Marmara ve 12 Kasım Düzce depremlerinde büyük can ve mal kayıpları olmuştu. Bu gerçek acılar bir çoğumuzun hala belleğinde olduğu gibi yakınlarını kaybedenlerinde ta ciğerlerinin içinde sızısı duruyordur kesin.   Bu iki büyük afetin Türkiye’de deprem bilincinin artmasında önemli bir yeri olmalı idi ama maalesef Ülke ve birey olarak yaşadıklarımıza bakıldığında 29 Ekim İzmir depreminde görüldüğü gibi çürük binalar, denetimsiz inşaatlar enkazlar altında cansız bedenler. Ahh ah hala daha ekranlarda, haberlerde, gazetelerde, sosyal medya paylaşımlarında gördükçe içim sızlıyor büyük felaket evsiz kalanlar gecenin ayazında çadırlarda olanlar yakınlarını kaybedenler of ki ne of.  Güzel olan sevindirici taraf İzmir halkının duyarlı dayanışmalı yardımseverliği ile Otellerin ki bunda bizim de payımız oldu yayınımızdaki çağrımıza 5 yıldız Otel Hilton da kayıtsız kalmadı kapılarını Depremzede evsiz kalanlara açtı. Bunun gibi Bayraklı Belediyesinin tüm Tesisleri, İzmir Otelciler Odası ücretsiz Konaklamaları gerçekleştirdiler. Kafkas Otel, Savaş Gürleyen, Sadık Öztürk, Musa  Çiftçi, Erdal,Alabaş, Barış Karakoç, Abdullah Bahsi, Kahraman Otel, Gönen Otel, ZühalGürbüz,Benuva Otel, Elit Rezidans,Palmiye Rezidans, Gürleyen Otel, 40  adet daire tahsisi Işıl Erbey,Serhan Karasu,Selda Hanım ücretsiz konaklamalar,Gamze Ünal,Erkan Yağız  Psikososyal Destek,Ekrem Akurgal,Mürdüm Cafe,Değirmen Cafe,Naz Cafe,Bölge Metro, Miğros Cafe,Çınar Cafe,Havuz Cafe,Ali Dinçer Parkı, Göksel Arsoy Parkı, Koç  Boenas Bistro ücretsiz Çorba Çay servisleri ile desteklerini sağladılar. Ankara, Antalya, Mersin, Konya Belediyeleri ve birçok yardım kuruluşları gıda, malzeme ,battaniye gönderilerinde bulundular. Gazetem ve şahsım adına ben ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum iyiki varsınız.   Depremler dünyanın pek çok yerinde meydana gelen doğal olaylardır. Dünyada her yıl yaklaşık 500 bin deprem meydana gelip bunların sadece 5 te 1 i hissedilirmiş.   Depremlerin bilinen oluşumu, genellikle kırıkların (fay hatları) çatlamasıyla meydana gelmesi. Ayrıca volkanik faaliyetler, mayın patlamaları, toprak kaymaları, nükleer testler sonucunda da gerçekleşebilir. Yerkabuğu içindeki kırılmaların ortaya çıkan titreşimlerin geçtikleri ortamları dalgalar şeklinde yer yüzeyini sarsma olayıdır.   Nerede, ne zaman deprem olacağı kesin olarak önceden bilinemez.  Depremi önceden haber veren teknoloji veya bir sistem henüz dünyanın hiçbir yerinde yoktur.  Ülkemizin yer kabuğu üzerindeki konumu nedeniyle Deprem tehlikesi, var olan ve ortadan kaldıramayacağımız bir durumdur.  Yapılması gereken, binaları güvenli hale getirmek, bina inşaatının proje aşamasından itibaren denetlemek, doğru yapılandırmak. Binaları depreme karşı güvenli inşa edilmesini sağlamak, Bina İnşaat işlerini Mühendislere Mimarlara yaptırtmak eğitimi olmayan parası var diye ilk okul mezunu herhangi birine değil. Tamam hiçbir binanın depreme karsı yüzde 100 dayanıklı yapılma garantisi olamaz. Ancak doğru ve depreme uygun olarak inşa edilmiş binalar, yıkılma riskleri en aza indirebilir içinde yaşayanları o andaki hayati tehlikelere karşı daha koruyucu olabilir.  Güvensiz yapılan kumu,çimentosu,çalınarak eksik malzemeler ile yapılmış bir binada kişilerin korunmasını garanti edecek bir yöntem yoktur. Binanın denetlenmesi için yerel yönetimlere, üniversitelere ve meslek odalarına başvurulabilir.  Ve en son olarak Deprem sonuçlarına bakarsak;  Can kaybı, Mal kaybı, bireylerin psikolojik olarak gördükleri hasarlar bunları yıkıp tekrar yapamayız bu yüzden ilk baştan sağlam temeller ile sağlam malzemeler ile denetimlerle Mimarlar, mühendisler ile binaları yapalım, yaptıralım.  Birileri maddi çıkarları ile sevinirken, kimilerini de manevi acıları ile yanmasın.

BEKLENTİLER

İkili ilişkiler içerisinde mutlu mesut huzurlu yaşamımızı sürdürebilirlik için, kendimizi inandırdığımız daha doğrusu karşımızdakilerden bizim istediğimiz davranış şekillerini görme çabasıdır BEKLENTİ.  Beklentili olduğumuz zamanlarda aklımızda bizim hayal ettiğimiz şablonlarımız vardır ya, ve biz bu doğrultuda karşımızdakileri bir tanımlama kalıbına sokmaya çalışırız. Bu da yetmez, kendi özümüze, kendi aklımızdaki gerçeklere veya hayal dünyamıza göre, isteklerimiz doğrultusunda beklentilerimiz için karşımızdaki kişiyi veya kişileri de gereksizce yargılıyoruz. Kalıplar biçtiğimiz, ölçütler koyduğumuz, kendimizce düşünce çizgi ve sınırlarımız ile çevremizden istediğimiz davranışlar olsun diye bekliyoruz, bekliyoruz ,bekliyoruz. “O niye nasıl böyle yapar”, düşüncesi ile kalıplarımızı daraltıp kendimizi üzüp, beklenti ile mutluluğumuzu huzurumuzu kısıtlıyoruz. Aynen işin doğrusu bu.  Bir düşünelim bakalım, ilişkilerimizde karşımızdaki, çevremizdeki, ailemizdeki insanları her haliyle kabul ediyor muyuz?   Genelde yakın ilişki içindeki partnerlerin de karşısındaki kişiye, kadın veya erkek genellemeden kendi içsel arzu düşünce kalıpları çerçevesi içinde davranışlarına onay veriyor. O halde biz niçin severiz ya da başkalarını hayatımıza sokarız ? Kendimizce doğru bildiğimiz, düşündüğümüz, koyduğumuz kurallarımız içinde, olmasının gerekli olduğunda ısrarcı olduğumuz BEKLENTİLERİMİZ için karşımızdaki kişileri konu mankeni olarak kullanmak için mi?   Oysa, insanları, kendi orijinal yapıları içinde, kendimizce düzeltelim diye uğraşmadan tüm yalınlığı ile gerçekleri yaşayalım. Bu sorun çok önemli! Deneyimleyin ikili ilişkilerde beklentilerinizi, olmalı dediklerimizi bıraktığımız zaman, herkes daha çok kendisi oluyor. Herkes daha çok kendi gerçeğiyle buluşup, doğal halinde yaşamalı. Bakın o kişilerin bu yalın hallerinin ne kadarına tolerans gösterebiliyorsunuz. Tamam mı devam mı ilişkilerinizi tekrar gözden geçirin o zaman.   Sevgi adlı sözleri ile ödüller aldığım şiirimdeki belirttiğim satırlardaki duygularım gibi, şimdi de değinmek istiyorum SEVGİ her zaman tanımlamayı gerektirmez. İçimizde var olan sevgiyi sunmak, dışarıçıkartmak için karşımızdaki her kimse onu mutlaka anlayacak değiliz Özgür bir akış içinde sevgi ortaya çıkıyor yaşıyor yaşanılıyorsa, akışın önüne kalıp, set koymak aşırı beklentilere girmek gerekmez. Ortak noktalarda buluşmak, hayatın akışındaki oluşumlarda güzel bir paylaşım, farkındalıklar, ayrıcalıklar sevgi ile gereken tolerans birbirini anlayarak karşılıklı yapılan fedakarlıktır. Öz olarak bizler hayatın bizzat kendisiyiz.  Bu yüzden, pek çok sorunun yaşanmasına sebep olan beklentinizi düşük tutun, “İlişkilerde beklentinin yüksek tutulması daha çok mutsuzluğa yol açacaktır”  Önerimin temelinde sunduğum motivasyonlar ile “hayal kırıklığını önleyin!”  İkili ilişkilerde Mükemmel değil, yeterli ilişki ile yetinmeli.  Mutlu,güçlü,daimi, kaliteli, saygın ilişki yeterlidir.Hem fikir olabilmek,ortak pencereden bakabilmek bu evlat,eş,komşuluk,arkadaşlık ilişkileri için de aynıdır. Olması gereken birbirini anlama sistemi oluşturabilmek. Beğenilerinizi belirtin,takdirlerinizi,iltifatlarınızı yapın bunlardaki cömertlik karşı tarafın öz güvenini arttırır. Çok da isterseniz ben senden şu davranışı görürsem daha çok mutlu olacağım deyin.Kopuk bir geleceğe sürüklenmeyin.İyi bir diyaloğ ilişkinize torpil sağlar.   İlişkilerinizde, koktuğunuz olası senaryoları değil, hayal ettiğiniz güzellikleri yaşayın. Mutlu ilişkiler dilerim… 

İÇİM ACIDI

Eskiden yabancı dil bilmek, öğrenmek Türkiye de yaşayanlar için çok fazla önem taşımıyordu. Gerek normal vatandaş gerek gençlerimiz gerekse bürokratlarımız için. Ben de dâhilim bu gruba Üniversite öncesi 12 Yıl Özel Kolejde okumama rağmen sınıf geçmek için çalışırdım,  Yurt dışı çıkışlarımızda Rehberlerden yardım ister onların ağzının içine bakardık.    Başbakanlık'ta Ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde Çalıştığım Dönemlerde Bürokratlarımız yabancı heyet geldiğinde hemen Mütercimlerden, Tercümanlardan yardım isterdi, onlar aracılığı ile toplantılar yapılırdı.   Süreler uzar, çeviriler yapılır, anlamsız bakışmalar, yanlış anlamlı konuşmalar olabilirdi.   Oysa, Şimdi bunun önemini herkes anlamış durumda. Bir Lisan Bir İnsan sözünden yola çıkarak tek bir Yabancı Dil bilmek dahi kâfi gelmiyor artık. Benim 4 çocuğumdan 3 ü iki yabancı dil biliyor ve dayıları amcaları gibi 7 Yabacı dili ana dili gibi konuşma azmindeler. (Ama bir tanesi ise kendisinde lisan eksikliğini önemsemiyor inatla, her neyse..)   Şimdilerde memleketim Alanya da gençlerimiz bunun eksikliğini hemen fark ediyorlar, bir Turiste yol tarif etmede ya da arkadaşlık etmede veya esnaflarda alışverişte gerektiği için birçok yabancı dili konuşabiliyorlar, tüm Turistik Şehir ve Beldelerde olduğu gibi.  Geçen hafta Yurt dışından gelen misafirlerimiz Alman İşadamı arkadaşlarımızla Ankara’da Güneş Enerjisi konusunda Başbakanlık-Enerji Bakanlığı-Orman Bakanlığı-Yatırım Tesis Teşvik Daire Başkanlıklarında Bürokratları ziyaretlerimiz sırasında yanımızda Almancayı –İngilizceyi Türkçeye çevirsin diye Rehber götürdük ancak hiç gerek kalmadı.    Gördüm ki Yeni Müsteşarlarımız, Genel Müdürlerimiz, Daire Başkanlarımız, Özel Kalem Müdürlerimiz, Sekreterlerimiz ve hatta çay servislerini yapan hizmetliler bile çok güzel yabancı dil konuşuyorlardı.   Birebir Alman Heyetle sunumlarda ve tüm diyaloglarda süper Almanca - İngilizce konuşmalarına tanık olunca vay be Türkiye’m nerden nerelere geldik diye çok hoşuma gitti gurur duydum.   Bu güzel gelişmeler sonucunda 10 Milyar Euro’luk Türkiye’de Yatırım yapmaya karar verdiler hayırlısı olsun. Ben aslında çok sıcak bakmıyorum topraklarımızın yabancılara satılmasına yabancının gelip ülkemde yatırım yapmasına her ne kadar tanıdıklarım ve dostlarımız olsa da. Türkiye’nin haritasının zamanla değişecek kaygısını yaşıyorum. Üstelik Türklere tanınmayan o kadar çok Teşvik ve cazip imkânlar sunuluyor ki Sıfır Faiz ile krediler gibi.   Ve gece toplantı bitiminde yemeğe gittiğimiz restorandın, sokakların aşırı kalabalık olması karşısında “Biz Almanlar akşamın bu saatlerinde (21.00-22.00) evlerimizde oluruz sokakta kimse olmaz, sabah erken kalkmalıyız, işe gideriz, Fabrikatörde olsak işçilerimizle birlikte sabah 05.00 de işyerlerimizde oluruz “dediler. Ben espri olsun diye ”biz Türkler az çalışır çok gezeriz Ekonomimiz Almanya’dan iyi olduğu için az çalışmak yetiyor onun için hep gezmek ve eğlencedeyiz” dedim.    ”BU DOĞRU OLSAYDI BİZ YATIRIM YAPMAK İÇİN BURADA OLMAZDIK ÇOK ŞAKACISIN ”dediler.   Bu bir gerçekti ve Aldığım cevap TOKAT GİBİ YÜZÜME ÇARPTI İÇİM ACIDI.     

30 AGUSTOS ZAFER BAYRAMI

30 Ağustos 1922 de zaferle sonuçlanan Mustafa Kemal in Başkomutanlığında Büyük Taarruzu anmak için kutlanan Resmi, Ulusal bayramımızdır.     Büyük Taarruz 'un başarılı olmasından sonra İzmir'e kadar takıp edilen Yunan orduları ; 9 Eylül 1922'de de İzmir'in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden kurtulmuştur. Bu arada İşgal birlikleri ülke sınırlarını hemen değil daha sonra terk etmiş, ancak 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsili olarak kabul edilmiştir.  26'sını 27'sine bağlayan gece ağustos ayında Afyon'da başlayan bu hareket gizlilik içinde yürütülerek başarı ile sonuçlandırılmıştır.    Düşman birliklerinin imhası Mustafa Kemal Paşa'nın Dumlupınar Meydan Muharebesi'nde bizzat idare ettiği taktik ve Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanmıştır.  1924 yılında İlk kez Afyon'da Başkumandan Zaferi adıyla kutlanan 30 Ağustos günü, Türkiye'de 1926'dan itibaren Zafer Bayramı olarak kutlanmaktadır.    1960 yılından itibaren daha kapsamlı ve katılımlı bir şekilde Zafer Bayramı kutlamaları yapılmaya başlanmış ve 30 Ağustos, ayrıca Türkiye'de askerî okulların mezuniyet törenlerini yaptıkları gün olmuştur ve tüm subay, astsubay rütbe değişiklikleri bu tarihte geçerli olmaktadır. Zafer Bayramı uzun yıllar Genelkurmay Başkanı'nın tebrikleri kabul ettiği bir bayram olarak da kutlanmıştır.   30 AĞUSTOS  Her yıl bugün olur, Otuz Ağustos İçime bir ordu havası dolar. Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos, Bayrak imil imil, geçer ordular...  Geçer tunç adımlar demir göğüsler, Geçer Mehmetçikler, geçer subaylar, Hepsinin alnında zaferden süsler. Geçer hayalimde bir bir alaylar.  Geçer toplar, geçer atlar, yağız, al, Geçer dağlar, geçer yollar, şehirler... Yangınlar üstünde ince bir hilal!.. Yaralılar düşe kalka geçerler.  Çılgın bir istekle bu şan akını Afyon'dan, İzmir'e kaçlar çağıldar. Unutmuş at gemi, kılıçlar kını, Can canı unutmuş zafere kadar.  Ne var bu dünyada sana yakışan, Alnında bir zafer sabahı kadar; Sen Mehmetçik, söyle büyük kahraman, Sana zafer kadar yakışan ne var?  Her yıl bugün olur, Otuz Ağustos, İçime bir zafer havası dolar. Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos, Bayrak imil imil, geçer ordular...  - Ahmet Kutsi Tecer - 

DÜŞMANI BİLMEDEN SAVAŞMAK

Ah Corona ah Corona bizi ne hallere düşürdün sen.  Bu aralar hasta sayısı yeni vakaların iki katından fazla seyretmekte. Hatta son üç günde Konya ve Ankara illeri 17.ci 18 ci haftada zirve yapmış bulunmakta sayılardan bunu anlıyoruz. Diğer şehirlerden Gaziantep-Konya -Mardin-Diyarbakır-Urfa'da en fazla vaka görülen illerimiz olurken en az vaka Tunceli – Artvin- Iğdır- Erzincan-Bayburt- Kırklareli- Bilecik illerinde görülmekte. Bu iller Vakaların sayıları ile günlük aylık olarak değişiklik göstermekte. Düğünle ,Asker uğurlamaları sırasında sarılıp kucaklaşmalar arttıkça Vakalarda hızla artış sağlıyor. Tek 1 kişinin 3-5 günde 625 kişiye ondan ona sirayet ederek Virüs bulaştırdığı tespit edilmiş. Kendimizi korumak, gerekli tedbirleri almak zorundayız. Daha öncedeki yazılarımda da belirttiğim gibi bu işin şakası yok düşmanı bilmeden savaşarak korunmalıyız. Temizlik ilk önceliğimiz ellerimizi sürekli sabun ile yıkamak, Havlu kâğıt kullanmak, hatta musluğu havlu kâğıt ile kapatmak bunlar Covit-19 illetine yakalanma Risklerini en aza indirme yollarımızdan olmalı. Henüz aşısı bulunamadığına göre ve Dünyada böyle bir Öldürücü Düşmanımız varken bizde tedbiri elden bırakmayalım. Her gün herkes bir Şeyler yazıp söylemekte gerek bilimsel olsun gerek kulaktan dolma az çok Herkesin bilgisi var bu konuda ancak gerekli önlemler yok. Bile bile Düşmanın koynuna gidilir mi? Televizyonda Gazetelerde gördükçe hayrete düşüyorum ! Akıllara Zarar davranışlar. Asker uğurlamada, düğünlerde, kucaklaşmalar, yanyana dip dibe Halaylar onun nefesi öbürünün nefesine karışmış olacak şey değil. Bulaşma şekli madem nefes ile solunum yolu ile geçebiliyor neden Maske takılmaz ? Maskeler; Elde, kolda, bilekte ,kulakta, başta ,boyunda, bacakta, boğazda ,kolyede, araba Aynasında, çantada, kemerde olmaması gereken her yerde. Ama ağız özellikle Burunu kapatacak şekilde yüzümüzde değil. Kalabalık ortamlardan kaçmak ,gereksiz evimizden dışarı Çıkmamak, sosyal mesafeyi korumak, herhangi birisi ile 4-5 adım uzakta durmak, AVM lerde vakit geçirmek, SALAKÇA gezinmekten kaçınmak kendimiz ve aile Fertlerimizin sağlığı için hep dikkat etmemiz gereken yaşam şeklimiz olmalı. Şu ana kadar bu VİRÜS ’ten Türkiye'de 10 Temmuz itibari ile 5282 kişinin hayatını kaybetti mi evet. Tüm Dünyada bulaştığı kişi sayısı 10 milyon 800. mü EVET  O halde lütfen DİKKAT DİKKAT DİKKAT.

Daha Fazla Yazarın Diğer Yazıları »