DÜŞMANI BİLMEDEN SAVAŞMAK

Ah Corona ah Corona bizi ne hallere düşürdün sen.

 Bu aralar hasta sayısı yeni vakaların iki katından fazla seyretmekte. Hatta son üç günde Konya ve Ankara illeri 17.ci 18 ci haftada zirve yapmış bulunmakta sayılardan bunu anlıyoruz. Diğer şehirlerden Gaziantep-Konya -Mardin-Diyarbakır-Urfa'da en fazla vaka görülen illerimiz olurken en az vaka Tunceli – Artvin- Iğdır- Erzincan-Bayburt- Kırklareli- Bilecik illerinde görülmekte. Bu iller Vakaların sayıları ile günlük aylık olarak değişiklik göstermekte. Düğünle ,Asker uğurlamaları sırasında sarılıp kucaklaşmalar arttıkça Vakalarda hızla artış sağlıyor. Tek 1 kişinin 3-5 günde 625 kişiye ondan ona sirayet ederek Virüs bulaştırdığı tespit edilmiş. Kendimizi korumak, gerekli tedbirleri almak zorundayız. Daha öncedeki yazılarımda da belirttiğim gibi bu işin şakası yok düşmanı bilmeden savaşarak korunmalıyız. Temizlik ilk önceliğimiz ellerimizi sürekli sabun ile yıkamak, Havlu kâğıt kullanmak, hatta musluğu havlu kâğıt ile kapatmak bunlar Covit-19 illetine yakalanma Risklerini en aza indirme yollarımızdan olmalı.

Henüz aşısı bulunamadığına göre ve Dünyada böyle bir Öldürücü Düşmanımız varken bizde tedbiri elden bırakmayalım. Her gün herkes bir Şeyler yazıp söylemekte gerek bilimsel olsun gerek kulaktan dolma az çok Herkesin bilgisi var bu konuda ancak gerekli önlemler yok.

Bile bile Düşmanın koynuna gidilir mi?

Televizyonda Gazetelerde gördükçe hayrete düşüyorum ! Akıllara Zarar davranışlar.

Asker uğurlamada, düğünlerde, kucaklaşmalar, yanyana dip dibe Halaylar onun nefesi öbürünün nefesine karışmış olacak şey değil.

Bulaşma şekli madem nefes ile solunum yolu ile geçebiliyor neden Maske takılmaz ?

Maskeler; Elde, kolda, bilekte ,kulakta, başta ,boyunda, bacakta, boğazda ,kolyede, araba Aynasında, çantada, kemerde olmaması gereken her yerde. Ama ağız özellikle Burunu kapatacak şekilde yüzümüzde değil.

Kalabalık ortamlardan kaçmak ,gereksiz evimizden dışarı Çıkmamak, sosyal mesafeyi korumak, herhangi birisi ile 4-5 adım uzakta durmak, AVM lerde vakit geçirmek, SALAKÇA gezinmekten kaçınmak kendimiz ve aile Fertlerimizin sağlığı için hep dikkat etmemiz gereken yaşam şeklimiz olmalı.

Şu ana kadar bu VİRÜS ’ten Türkiye'de 10 Temmuz itibari ile 5282 kişinin hayatını kaybetti mi evet. Tüm Dünyada bulaştığı kişi sayısı 10 milyon 800. mü EVET  O halde lütfen DİKKAT DİKKAT DİKKAT.

Yazarın Diğer Yazıları

İÇİM ACIDI

Eskiden yabancı dil bilmek, öğrenmek Türkiye de yaşayanlar için çok fazla önem taşımıyordu. Gerek normal vatandaş gerek gençlerimiz gerekse bürokratlarımız için. Ben de dâhilim bu gruba Üniversite öncesi 12 Yıl Özel Kolejde okumama rağmen sınıf geçmek için çalışırdım,  Yurt dışı çıkışlarımızda Rehberlerden yardım ister onların ağzının içine bakardık.    Başbakanlık'ta Ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde Çalıştığım Dönemlerde Bürokratlarımız yabancı heyet geldiğinde hemen Mütercimlerden, Tercümanlardan yardım isterdi, onlar aracılığı ile toplantılar yapılırdı.   Süreler uzar, çeviriler yapılır, anlamsız bakışmalar, yanlış anlamlı konuşmalar olabilirdi.   Oysa, Şimdi bunun önemini herkes anlamış durumda. Bir Lisan Bir İnsan sözünden yola çıkarak tek bir Yabancı Dil bilmek dahi kâfi gelmiyor artık. Benim 4 çocuğumdan 3 ü iki yabancı dil biliyor ve dayıları amcaları gibi 7 Yabacı dili ana dili gibi konuşma azmindeler. (Ama bir tanesi ise kendisinde lisan eksikliğini önemsemiyor inatla, her neyse..)   Şimdilerde memleketim Alanya da gençlerimiz bunun eksikliğini hemen fark ediyorlar, bir Turiste yol tarif etmede ya da arkadaşlık etmede veya esnaflarda alışverişte gerektiği için birçok yabancı dili konuşabiliyorlar, tüm Turistik Şehir ve Beldelerde olduğu gibi.  Geçen hafta Yurt dışından gelen misafirlerimiz Alman İşadamı arkadaşlarımızla Ankara’da Güneş Enerjisi konusunda Başbakanlık-Enerji Bakanlığı-Orman Bakanlığı-Yatırım Tesis Teşvik Daire Başkanlıklarında Bürokratları ziyaretlerimiz sırasında yanımızda Almancayı –İngilizceyi Türkçeye çevirsin diye Rehber götürdük ancak hiç gerek kalmadı.    Gördüm ki Yeni Müsteşarlarımız, Genel Müdürlerimiz, Daire Başkanlarımız, Özel Kalem Müdürlerimiz, Sekreterlerimiz ve hatta çay servislerini yapan hizmetliler bile çok güzel yabancı dil konuşuyorlardı.   Birebir Alman Heyetle sunumlarda ve tüm diyaloglarda süper Almanca - İngilizce konuşmalarına tanık olunca vay be Türkiye’m nerden nerelere geldik diye çok hoşuma gitti gurur duydum.   Bu güzel gelişmeler sonucunda 10 Milyar Euro’luk Türkiye’de Yatırım yapmaya karar verdiler hayırlısı olsun. Ben aslında çok sıcak bakmıyorum topraklarımızın yabancılara satılmasına yabancının gelip ülkemde yatırım yapmasına her ne kadar tanıdıklarım ve dostlarımız olsa da. Türkiye’nin haritasının zamanla değişecek kaygısını yaşıyorum. Üstelik Türklere tanınmayan o kadar çok Teşvik ve cazip imkânlar sunuluyor ki Sıfır Faiz ile krediler gibi.   Ve gece toplantı bitiminde yemeğe gittiğimiz restorandın, sokakların aşırı kalabalık olması karşısında “Biz Almanlar akşamın bu saatlerinde (21.00-22.00) evlerimizde oluruz sokakta kimse olmaz, sabah erken kalkmalıyız, işe gideriz, Fabrikatörde olsak işçilerimizle birlikte sabah 05.00 de işyerlerimizde oluruz “dediler. Ben espri olsun diye ”biz Türkler az çalışır çok gezeriz Ekonomimiz Almanya’dan iyi olduğu için az çalışmak yetiyor onun için hep gezmek ve eğlencedeyiz” dedim.    ”BU DOĞRU OLSAYDI BİZ YATIRIM YAPMAK İÇİN BURADA OLMAZDIK ÇOK ŞAKACISIN ”dediler.   Bu bir gerçekti ve Aldığım cevap TOKAT GİBİ YÜZÜME ÇARPTI İÇİM ACIDI.     

30 AGUSTOS ZAFER BAYRAMI

30 Ağustos 1922 de zaferle sonuçlanan Mustafa Kemal in Başkomutanlığında Büyük Taarruzu anmak için kutlanan Resmi, Ulusal bayramımızdır.     Büyük Taarruz 'un başarılı olmasından sonra İzmir'e kadar takıp edilen Yunan orduları ; 9 Eylül 1922'de de İzmir'in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden kurtulmuştur. Bu arada İşgal birlikleri ülke sınırlarını hemen değil daha sonra terk etmiş, ancak 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsili olarak kabul edilmiştir.  26'sını 27'sine bağlayan gece ağustos ayında Afyon'da başlayan bu hareket gizlilik içinde yürütülerek başarı ile sonuçlandırılmıştır.    Düşman birliklerinin imhası Mustafa Kemal Paşa'nın Dumlupınar Meydan Muharebesi'nde bizzat idare ettiği taktik ve Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanmıştır.  1924 yılında İlk kez Afyon'da Başkumandan Zaferi adıyla kutlanan 30 Ağustos günü, Türkiye'de 1926'dan itibaren Zafer Bayramı olarak kutlanmaktadır.    1960 yılından itibaren daha kapsamlı ve katılımlı bir şekilde Zafer Bayramı kutlamaları yapılmaya başlanmış ve 30 Ağustos, ayrıca Türkiye'de askerî okulların mezuniyet törenlerini yaptıkları gün olmuştur ve tüm subay, astsubay rütbe değişiklikleri bu tarihte geçerli olmaktadır. Zafer Bayramı uzun yıllar Genelkurmay Başkanı'nın tebrikleri kabul ettiği bir bayram olarak da kutlanmıştır.   30 AĞUSTOS  Her yıl bugün olur, Otuz Ağustos İçime bir ordu havası dolar. Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos, Bayrak imil imil, geçer ordular...  Geçer tunç adımlar demir göğüsler, Geçer Mehmetçikler, geçer subaylar, Hepsinin alnında zaferden süsler. Geçer hayalimde bir bir alaylar.  Geçer toplar, geçer atlar, yağız, al, Geçer dağlar, geçer yollar, şehirler... Yangınlar üstünde ince bir hilal!.. Yaralılar düşe kalka geçerler.  Çılgın bir istekle bu şan akını Afyon'dan, İzmir'e kaçlar çağıldar. Unutmuş at gemi, kılıçlar kını, Can canı unutmuş zafere kadar.  Ne var bu dünyada sana yakışan, Alnında bir zafer sabahı kadar; Sen Mehmetçik, söyle büyük kahraman, Sana zafer kadar yakışan ne var?  Her yıl bugün olur, Otuz Ağustos, İçime bir zafer havası dolar. Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos, Bayrak imil imil, geçer ordular...  - Ahmet Kutsi Tecer - 

DÜŞMANI BİLMEDEN SAVAŞMAK

Ah Corona ah Corona bizi ne hallere düşürdün sen.  Bu aralar hasta sayısı yeni vakaların iki katından fazla seyretmekte. Hatta son üç günde Konya ve Ankara illeri 17.ci 18 ci haftada zirve yapmış bulunmakta sayılardan bunu anlıyoruz. Diğer şehirlerden Gaziantep-Konya -Mardin-Diyarbakır-Urfa'da en fazla vaka görülen illerimiz olurken en az vaka Tunceli – Artvin- Iğdır- Erzincan-Bayburt- Kırklareli- Bilecik illerinde görülmekte. Bu iller Vakaların sayıları ile günlük aylık olarak değişiklik göstermekte. Düğünle ,Asker uğurlamaları sırasında sarılıp kucaklaşmalar arttıkça Vakalarda hızla artış sağlıyor. Tek 1 kişinin 3-5 günde 625 kişiye ondan ona sirayet ederek Virüs bulaştırdığı tespit edilmiş. Kendimizi korumak, gerekli tedbirleri almak zorundayız. Daha öncedeki yazılarımda da belirttiğim gibi bu işin şakası yok düşmanı bilmeden savaşarak korunmalıyız. Temizlik ilk önceliğimiz ellerimizi sürekli sabun ile yıkamak, Havlu kâğıt kullanmak, hatta musluğu havlu kâğıt ile kapatmak bunlar Covit-19 illetine yakalanma Risklerini en aza indirme yollarımızdan olmalı. Henüz aşısı bulunamadığına göre ve Dünyada böyle bir Öldürücü Düşmanımız varken bizde tedbiri elden bırakmayalım. Her gün herkes bir Şeyler yazıp söylemekte gerek bilimsel olsun gerek kulaktan dolma az çok Herkesin bilgisi var bu konuda ancak gerekli önlemler yok. Bile bile Düşmanın koynuna gidilir mi? Televizyonda Gazetelerde gördükçe hayrete düşüyorum ! Akıllara Zarar davranışlar. Asker uğurlamada, düğünlerde, kucaklaşmalar, yanyana dip dibe Halaylar onun nefesi öbürünün nefesine karışmış olacak şey değil. Bulaşma şekli madem nefes ile solunum yolu ile geçebiliyor neden Maske takılmaz ? Maskeler; Elde, kolda, bilekte ,kulakta, başta ,boyunda, bacakta, boğazda ,kolyede, araba Aynasında, çantada, kemerde olmaması gereken her yerde. Ama ağız özellikle Burunu kapatacak şekilde yüzümüzde değil. Kalabalık ortamlardan kaçmak ,gereksiz evimizden dışarı Çıkmamak, sosyal mesafeyi korumak, herhangi birisi ile 4-5 adım uzakta durmak, AVM lerde vakit geçirmek, SALAKÇA gezinmekten kaçınmak kendimiz ve aile Fertlerimizin sağlığı için hep dikkat etmemiz gereken yaşam şeklimiz olmalı. Şu ana kadar bu VİRÜS ’ten Türkiye'de 10 Temmuz itibari ile 5282 kişinin hayatını kaybetti mi evet. Tüm Dünyada bulaştığı kişi sayısı 10 milyon 800. mü EVET  O halde lütfen DİKKAT DİKKAT DİKKAT.

ÖMÜR GEÇİP GİDİYOR

Ha bu gün başlıyayım ha yarın başlıyayım derken bir bakıyorsunuz hafta ay hatta yıl geçmiş gitmiş. Hep ötelediğimiz işlerimiz, duygularımız bir bakmışız ki uçmuş gitmiş. Zamanla mı yarışıyoruz zaman mı bizimle yarışta bilmek mümkün değil. Sonra ne mi oluyor? Alıp bir kenarda unuttuğumuz son kullanma tarihi geçmiş ürünler gibi bir yığın hayıflandığımız geçmiş günler. Kullanılamaz kaybolmuş yıllar. Düşünelim; nasıl yıllar akıp gidiyor, tutmak mümkün değil, yerinde saymıyor uçup gidiyor. Bir kapıyı çalıp bir şey sorsak, sonra tekrar gelip sorabilir miyiz, tekrar aynı kapıya gidebilir miyiz? Ama bir kapı var ki hiç kapanmayan, devamlı açık olan, gitmelere doyulmayan SEVGİ kapısı. Yaşamımızda Her daim bu kapıdan içeri girelim, kirletmeden tertemiz koruyalım, çevremize alabildiğince yayalım, dağıtalım. Neden mi? Zaman uçup gidiyor geriye elimizde son kullanma tarihi geçmiş günler kalıyor. Güzel gülüşler, tatlı anılar, çikolata tadında bitimsiz tarifsiz, kırıp dökmeden, gözlerde yaş, kalplerde hüsranlar olmadan yaşanmış günler bırakalım. Kendimize bakalım, arkamıza bakalım, geriye bir bakalım neler yaptık ne yapıyoruz? Halimize şükür diyor muyuz? Acze düşmeden, isyan etmeden yürekten bir şükür bilsek nelere kadir. Gizliden başa kakılmadan yapılan iyilik, alınan hayır duası, çıkarsız yardım, okşanmış bir öksüz- yetim başı, öpülmüş yaşlı eli, işte bunlar hızla geçip giden ömürden bize sadece arkamızda kalacak. Alnımıza, kalbimize mıh gibi iyilikler çakalım, hasetlik-fesatlık-şerlerden uzak. Ev, Araba ,Altın, Pırlanta, Tatiller, Ziyafetler, Dedikodular doymadık mı bunlara? Ben Avucumda kalmış SON KULLANMA TARİHİ GEÇMİŞ bir yığın tecrübelerim ile diyorum ki düşünme zamanı geldi geçiyor. Eğriyi doğruyu artık öğrenmiş olmamız gerek. Yaşanmışlıklarımızdan ders alıp yaşanmamışlıklarımıza bakalım. Ömür geçip gidiyor.

CORONAVİRÜSÜN GETİRDİKLERİ

Tüm dünyayı kasıp kavuran Coronavirüs- Covid 19 binlerce can götürürken bizlere neler getirdi bakalım. Sağlığın her şeyden önemli olduğunu,5 dakika sonra hayatta olacağımızın bir garantisi olmadığını, aldığımız her nefese şükretmemizi, ülke ekonomisinin, bilimin ne kadar değerli olduğunu öğrendik. Temizliğin nasıl olması gerektiğini, suyun sabunun hijyenin bağışıklık sistemimiz ve sağlığımız için ne denli önemli olduğunu, El yıkamanın bile binlerce şeklini, usulünü, CORONA VİRÜSÜ sayede öğrendik. Güneş girmeyen eve doktor gireceğini, temizlik girmeyen eve de ölümün girebileceğini öğrendik. Kendimize zaman ayırmayı, yaşlıları korumayı beslenmemize dikkat etmemizi,  kalabalıktan sakınmamızı, evimizde aile fertlerimiz ile daha fazla zaman geçirebileceğimizi, kenetlenmenin yardımlaşmanın önemini öğrendik.  Sokaklarda istediğimiz gibi dolaşabilmenin, özgürlüğün ne olduğunu iliklerimize kadar hissettik, seyahat özgürlüğünü, istediğimiz zaman uzaktaki yerleri kişileri görebilmenin önemini öğrendik.  Depremler öğretmeye çalışıyordu, savaşlar ile farkına varıyorduk belki ama yaşananlar bize uzaktı  veya yakınlaşsa da kısa süreli etkilerini hissediyorduk. Şimdi tam da içinde etüt ettik. Özgürlük bireysel sanırdık değilmiş. Uzak birisinin özgürce hareket etmesi de bizim özgürlüğümüzü yok edip elimizden alabiliyormuş bunu da öğrendik. Üç adım ötede bile olsalar, sevdiklerimizi istediğimiz an görebilmek için de özgürlüğe sahip olmamız gerektiğini anladık. Hep yoğun olduğumuzun bahanesi ile her şeyi ötelediğimizi, kendimize ailemize zaman ayırmadığımızın farkına vardık. İçsel dünyamızda unuttuğumuz sakladığımız değerleri hatırladık. Dış dünyadaki hayatın karmaşasından vazgeçip evimizde yuvamızda zaman geçirmenin sadeliğini, ailemiz ile “gerçekten” kaliteli vakit geçirmeyi ne kadar ihmal ettiğimizin farkına vardık. Çok şükür bunlarını da öğrendik. Evimizde Kiler, Depo, Mutfak, Gardıroplarımızda sakladığımız, kullanmadığımız  atılacak 30-50 Poşet gereksiz eşyaları temizlemeyi  öğrendik. İş hayatının, sadece para ile ölçülebilen şeylere anlam yüklediğini, her şeyin bir anda önemini yitirebileceğini öğrendik. 10 milyon Euro'su Katı-Yatı-Hanı-Jeti olanla, 10 lirası olanında eşit insanlar olduğunu öğrendik. Her an herkesin başına bir sıkıntı gelebileceğini, anı yaşamanın ne demek olduğunu öğrendik. Mutlu olmanın bireysel değil toplumsal tüm çevremizdekilerin mutluluğuyla bir olduğunu öğrendik. Yanı başımızdaki sevdiklerimize sarılıp kucaklaşamamanın acısını öğrendik. Bayramı kimsesiz Karantinada yalnız geçirip komşumuza merhaba demenin ne demek olduğunu öğrendik. Evimize kimseyi kabul edemeyip ikili ilişkilerin, misafirperverliğin ne denli önemli olduğunu öğrendik. Torun ,evlat  akraba, yeğen, eş, dost, yakınlarımızın hasretlerine ölüm korkusu ile dayanmayı öğrendik. Evde Ekmek, Lahmacun, Pide ve hatta hiç yapmadığımız yemekleri deneyip yapmayı öğrendik. Ramazanda İftar Davetleri fakire değil zenginler için olan gösterişli sofralar paylaşılan fotolar olmadan daha sade evlerimizde ibadetle huşu içinde olmanın önemini öğrendik. Camilerde Cemaatle namaz kılamamanın eksikliğini öğrendik. Doğanın, Temiz havanın, Yeşilliğin, Denizin, Güneşin kıymetini evlerimizde kapalı kalınca öğrendik. Dünyayı kasıp kavuran Avrupa'yı yıkıp geçen bu Virüsün Ülkemizde sağlık alanındaki başarısında Tüm Dünyada örnek Ülke olma gurunu öğrendik. Türk milletinin Fedakar yapısının avantajını evlerimize kapanarak Can kayıpları sayısını azaltmada öğrendik. Dünya basınında Türkiye'mizin Coranavirüs başarısındaki haberlerde yer almayı öğrendik. Çok şükür çok şükür bu günlerimize çok şükür demeyi de öğreniriz inşallah. Sağlıkla kalın sağlıcakla kalınız efendim.

Daha Fazla Yazarın Diğer Yazıları »
Sayfa yükleniyor... 8 Saniye kaldı.